$ 18.681 € 19.3462 Üye Ol
şeker shell
Hadisler

Hadisler

Hadis Nedir?

Hadis Hz. Peygamber efendimizi dinleyen sahabilerden başlayarak onu rivayet edenlerin adlarının yazılı olduğu senettir. İslam dininde hadislerin çok büyük önemi vardır. Duyulan yada yazılan bir hadisin gerçekliği varmı yokmu bunuda islam alimlerine ve diyanete bağlı dini konularda yetkili olan insanlara danışmakta fayda vardır.

Zira insan güzel bir şey yapayım derken kelimelerin anlamı başka çıkar ve yaratıcısı olan Allah’a ve onun Resulune isyanda buluna bilir. Elbistan.org olarak sizler için elimizden geldiği kadar hadisler bölümünü itina ile hazırladık. Hatalı ve yanlış olan hadisler var ise lütfen iletişim adresinden bize bildiriniz.

Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Dua ibadetin kendisidir.

Sizden biri dua edince Ya Rabbi! Dilersen beni affet! Ya Rabbi dilersen bana rahmet et demesin. Bilakis, ısrarla istemesin, zira Allah Teala Hazretleri’ni kimse zorlayamaz.

Yatağa abdestli girene, o gece bir melek sabaha kadar, Ya Rabbi bu kulunu affet diye dua eder.

Duadan bıkkınlık göstermeyiniz. Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır.

Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir Mümin yoktur ki melek de, bir misli de sana olsun demesin.

“Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yandır.”

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”

“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli olun!”

“Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki, Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur.”

“Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.”

“İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecre nail olur.”

“Kıyamet günü en şiddetli azap görecek kimseler, dünyada insanlara en çok işkence edenlerdir.”

“Kişinin, Müslüman kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kendisine yeter.”

“Hoş gör ki, hoş görülesin.”

“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlaka uygun biçimde davran!”

“Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.”

“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.”

“Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete girmek isterse Allah’a ve ahirete inanırken ölüm kendisine erişsin.

İnsanların kendisine nasıl davranmalarını istiyorsa, o da onlara öyle davransın.”

“Allah katında dünyanın yok olması, bir Müslümanın öldürülmesinden daha hafiftir.”

“Mümin, müminin aynasıdır ve mümin, müminin kardeşidir. Onun geçimini muhafaza eder ve onu arkadan çepeçevre sarıp (tehlike ve zararlardan) korur.”

“Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”

“Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal olmaz!”

“Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.”

“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına karşı hayırlı davranandır. Allah katında komşuların en hayırlısı ise komşusuna karşı hayırlı davranandır.”

“Kişinin, Müslüman kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kendisine yeter.”

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.”

“Müslüman, dilinden ve elinden insanların selamette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.”

“Kim zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim (insanlara) güçlük çıkarırsa, Allah da ona güçlük çıkarır.”

”Ailesi ve idaresi altında bulunanların hak ve hukukunda adaletle davrananlar, Allah katında nurdan koltuklara otururlar.”

”Varlıkta, darlıkta, hoşnutluk ve hoşnutsuzluk halinde, hatta başkası, sana tercih edildiğinde bile, dinle ve itaat et.”

”Allah’tan sevap bekleyerek ve Allah’ın vaadini umarak bunlardan birini yapan kimseyi Allah cennete koyar.”

Sizin her bir ekleminiz için sadaka borcunuz vardır. Öyleyse her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil bir sadaka, her tekbir bir sadakadır; marufu (iyiliği) emir, münkerden (kötülükten) nehiy de sadakadır. Kuşluk vaktinde kılınan iki rekat namaz bunların yerini tutar.

”Yalnız şu iki kişiye gıpta edilir: Birisi, Kur’an öğrenip gece gündüz onunla amel eden kimse; diğeri de, Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz Allah yolunda harcayan kimse.”

”Büreyde’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle demiştir: Size kabir ziyaretini yasaklamıştım; ama artık ziyaret edebilirsiniz.”

“Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yandır.”

“Mümin bir kimse, eşine karşı nefret beslemesin. Çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da hoşlandığı başka huyları mutlaka vardır.”

“Kim anneyi yavrusundan ayırırsa, Allah da kıyamet günü onu sevdiklerinden ayırır.”

“Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Utanma (haya) duygusu, güzel koku sürmek, misvak kullanmak ve evlenmek.”

“Kıyamet gününde, Allah katında konumu en kötü olacak insanlardan birisi, karısı ile beraber olup da onun (özel hayatına ilişkin) sırlarını yayan kimsedir.”

“Ailesini müdafaa ederken öldürülen şehittir.”

“Kişinin imtihanı, ailesi, malı, çocuğu ve komşusu iledir. Namaz, oruç, sadaka ve (iyiliği) emredip (kötülükten) sakındırma işte bu imtihan için kefaret olur.”

“Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın!”

“Veren el üstündür. Vermeye, geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerle; annenle, babanla, kız ve erkek kardeşlerinle başla. Sonra da yakınlık durumuna göre devam et.”

“Sıla-i rahim yapan, akrabasından gördüğü iyiliğe karşılık veren değil, akrabası kendisiyle ilişkiyi kestiğinde bile ona iyilik yapandır.”

“Hiçbir baba, evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”

“Yavrum! Ailenin yanına girdiğin zaman selam ver. Bu, sana ve ev halkına bereket olur.”

“Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ilişkilerini sürdürsün!”

“Bir kişi, sevabını Allah’tan umarak ailesine harcama yaptığında, bu harcama onun için sadaka olur.”

“Sakın babalarınızdan yüz çevirip uzaklaşmayın! Kim babasından yüz çevirirse (bu davranış) nankörlüktür.”

“Kim üç kız çocuğunun geçimini sağlar, onları terbiye edip evlendirir ve onlara güzel davranırsa, cennet onundur!”

Hz. Aişe’ye (r.a.) “Hz. Peygamber (s.a.v) evde ne yapardı?” diye sorduğumda şöyle cevap vermişti: “Ailesinin işlerini görür, ezanı duyunca (namaz için) çıkardı.”

“Anne baba cennet kapılarının en ortancasıdır. Bu kapıdan girme fırsatını ister kaçırsın ister yakalarsın.”

“Üç çeşit duanın kabul edilmesinde şüphe yoktur: Haksızlığa uğrayan kimsenin duası, yolcunun duası ve anne babanın çocuklarına bedduası.”

“Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere adaletli davrananlar, Allah Teala katında, Rahman’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklar.”

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”

İslam, güzel ahlaktır.

-Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

-Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

-İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

-Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

-Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”

“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli olun!”

“Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki, Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur.”

“Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.”

“İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecre nail olur.”

“Kıyamet günü en şiddetli azap görecek kimseler, dünyada insanlara en çok işkence edenlerdir.”

“Kişinin, Müslüman kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kendisine yeter.”

“Hoş gör ki, hoş görülesin.”

“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlaka uygun biçimde davran!”

“Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.”

“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.”

“Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete girmek isterse Allah’a ve ahirete inanırken ölüm kendisine erişsin. İnsanların kendisine nasıl davranmalarını istiyorsa, o da onlara öyle davransın.”

“Allah katında dünyanın yok olması, bir Müslümanın öldürülmesinden daha hafiftir.”

“Mümin, müminin aynasıdır ve mümin, müminin kardeşidir. Onun geçimini muhafaza eder ve onu arkadan çepeçevre sarıp (tehlike ve zararlardan) korur.”

“Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”

“Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal olmaz!”

“Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.”

“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına karşı hayırlı davranandır. Allah katında komşuların en hayırlısı ise komşusuna karşı hayırlı davranandır.”

“Kişinin, Müslüman kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kendisine yeter.”

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.”

“Müslüman, dilinden ve elinden insanların selamette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir.”

“Kim zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim (insanlara) güçlük çıkarırsa, Allah da ona güçlük çıkarır.”

”Ailesi ve idaresi altında bulunanların hak ve hukukunda adaletle davrananlar, Allah katında nurdan koltuklara otururlar.”

”Varlıkta, darlıkta, hoşnutluk ve hoşnutsuzluk halinde, hatta başkası, sana tercih edildiğinde bile, dinle ve itaat et.”

”Allah’tan sevap bekleyerek ve Allah’ın vaadini umarak bunlardan birini yapan kimseyi Allah cennete koyar.”

Sizin her bir ekleminiz için sadaka borcunuz vardır. Öyleyse her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil bir sadaka, her tekbir bir sadakadır; marufu (iyiliği) emir, münkerden (kötülükten) nehiy de sadakadır. Kuşluk vaktinde kılınan iki rekat namaz bunların yerini tutar.

”Yalnız şu iki kişiye gıpta edilir: Birisi, Kur’an öğrenip gece gündüz onunla amel eden kimse; diğeri de, Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz Allah yolunda harcayan kimse.”

”Büreyde’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle demiştir: Size kabir ziyaretini yasaklamıştım; ama artık ziyaret edebilirsiniz.”
“Mümin bir kimse, eşine karşı nefret beslemesin. Çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da hoşlandığı başka huyları mutlaka vardır.”
“Kim anneyi yavrusundan ayırırsa, Allah da kıyamet günü onu sevdiklerinden ayırır.”

“Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın!”

“Veren el üstündür. Vermeye, geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerle; annenle, babanla, kız ve erkek kardeşlerinle başla. Sonra da yakınlık durumuna göre devam et.”

“Sıla-i rahim yapan, akrabasından gördüğü iyiliğe karşılık veren değil, akrabası kendisiyle ilişkiyi kestiğinde bile ona iyilik yapandır.”

“Yavrum! Ailenin yanına girdiğin zaman selam ver. Bu, sana ve ev halkına bereket olur.”

“Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ilişkilerini sürdürsün!”

“Bir kişi, sevabını Allah’tan umarak ailesine harcama yaptığında, bu harcama onun için sadaka olur.”

“Anne baba cennet kapılarının en ortancasıdır. Bu kapıdan girme fırsatını ister kaçırsın ister yakalarsın.”

“Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere adaletli davrananlar, Allah Teala katında, Rahman’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklar.”

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”

hadis

Safiye bt. Huyey (r.ah.) şöyle dedi: Hz. Peygamber (a.s.) itikafa girmişti. Ben geceleyin kendisini ziyaret etmek üzere yanına gittim ve onunla konuştum. Sonra dönmek üzere kalktım. Peygamber de beni evime geçirmek için benimle beraber kalktı. Safiye’nin kaldığı yer, Usame b. Zeyd’in evinde idi. Bu sırada Ensar’dan iki kişi oradan geçtiler. Bunlar Peygamber’i gördükçe adımları hızlandırdılar. Peygamber Acele etmeyiniz, yanımdaki Safiye bt.Huyey’dir buyurdu. Bu iki Ensari zat: Sübhanallah Ey Allah’ın Resulü! dediler. Allah Resulü: Şübhesiz şeytan insan bedeninde kanın dolaştığı gibi dolaşır.

Sehl İbn-i Sa’d radiya’llahu anh’den rivayete göre, Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Muhakkak ki, ümmetimden yetmiş bin, yahut yedi yüz bin (kişi veya zümre hesap ve ıkab görmeksizin ilk def’a olarak Cennet’e) girecektir. Bu ilk zümrenin sondakileri Cennet’e girinceye kadar öndekileri girmeyecektir. (Ve bir saf halinde hepsi def’aten gireceklerdir). Bunların yüzleri, bedir gecesinde (sanki) ayın (nûrani) çehresidir. (Her bin kişinin maiyeti olan yetmiş bin kişi de Cennet’e ikinci zümre olarak milyarlar halinde girecektir).

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: Allah’ın rahmet deryasındaki bunca genişliği kafirler bilseydi, Cennet’ten ümidlerini kesmezlerdi. Eğer mü’minler de Allah’ın tamûsundaki her gûnaha azabı bilselerdi, Cehennem azabınadn emin olmazlardı.

Yine Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’dan rivayete göre, Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem bir hutbesinde: – Ashab’ım! Sizden hiç birinizin ibadeti asla kendisini kurtaramaz, buyurmuştu. Bunun üzerine Ashab: – Ya Resûla’llah! Seni de mi ibadetiniz kurtaramaz? Diye sorduklarında Resûl-i Ekrem: – Evet beni de. Şu kadar ki, Allah beni rahmetiyle setr ve muhafaza etmiştir, buyurdu.
Ashab’ım! Doğruluğu iltizam ediniz, İbadetinizde ifrat etmeyiniz. Gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyünüz, gecenin bir saatinden de istifade ediniz. ve (her hal ve hareketinizde) i’tidali iltizam ediniz. İ’tidali iltizam ediniz ki, maksadınıza eresiniz.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivayete göre, müşarün-ileyh şöyle demiştir: Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem namaza durmuştu. Biz de onunla beraber durmuştuk. (Cahil) Bedevi bir Arab namaz içinde: Allah’ım bana ve Muhammed’e rahmetini ihsan et, bizden başka hiç kimseye rahmet etme, diye dua etmişti. Resûl-i Ekrem selam verince A’rabiye: Ey Bedevi! Sen Allah’ın geniş rahmetini daralttın, buyurdu.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Ben Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: Allahu Teala rahmetini yüz parça yaptı da, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün mahlûklar biribirlerine acırlar (sevişirler). Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) dokunur korkusuyle bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivayet olunduğuna göre, Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: [Allah halkı yaratınca Levhine -ki, Allah indinde o Arş’dan üstündür-: “Rahmetim, intikamıma galibtir!” diye yazmasını (Kaleme) emretti] demiştir.

Zeyd b. Sabit radiya’llahu anh rivayetinden varid olan yine bu hadisde (Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in) “Yaptığınızı gördüğüm şu işi beğendim. (Lakin yine) ey nas, (bu nevafili) evlerinizde kılınız. Zira namazın efdali insanın kendi evinde kıldığı namazdır. Meğer farz ola (ki onu mescidde cemaatla kılmak efdaldir) buyurdu” ziyadesi vardır.

Hakim İbn-i Hizam radiya’llahu anh’ten Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Bayi’ ile müşteri (biribirinden) ayrılmadıkça, yahud ayrılana kadar hıyare maliktirler. Bunlardan her biri dürüst olup da (sil’a ve semene aid husûsatı biribirine) bildirirlerse, bu bey’ (ü şira) ları kendilerine mübarek kılınır. Eğer tarafeyn (malin, semenin aybını) gizler de yalan söylerlerse, bu bey’ (ü şira) larının bereketi giderilir.

Ebû Hüreyre radiyallahu anh’ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem, şehriyi, (ihtikar va’diyle) bedevi malını satmaktan nehyederdi ve, müşteri kandırıp kızıştırmayınız, buyururdu.
Yine Resûlullah: “Hiç bir kimse (din ve toprak) kardeşinin bey’i üzerine bey’ etmez. Kardeşinin hıtbesi üzerine talib-i nikah da olmaz. (Afif) hiç bir kadın da (din ve toprak) kardeşi bir kadının çanağındaki ni’meti kendi kabına doldurmak için talakını istemez!” (buyurdu).

Gelecek günleri ve o günlerde meydana gelecek olayları nübüvvet gözleriyle gören Resulullah(A.S) Efendimiz üç şey hakkında endişe duymuş ve bu endişesini şu hadisleriyle ümmetine duyurmaya çalışmıştır: ” Ümmetim için ancak üç karışık şeyden endişe ederim: 1-Dünya nimetlerinin çoğalıp artması neticesinde hasede düşmelerinde, 2-Kur’an’ın tefsir kapısının onlara (hiçbir sakınca görülmeden) açılması ve böylece mü’minin onu te’vile yönelmesi, (Halbuki müteşabih ayetlerin te’vilini ancak Allah bilir, ilimde derinleşenler ise biz buna inandık, hepsi de Rabbimizin katından indirilmedir, derler), 3-Kur’an ve sünneti anlayan bir ilim adamı gördüklerinde (ona sahip çıkmayıp onu zayetmelerinde ve ona ilgi göstermemelerinde).

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den şöyle rivayet edilmiştir: Beni İsrailden birisi bazı vatandaşlarından karz-ı hasen olarak bin dinar ister. Bu parayı (muayyen vade ile) bir dostu verir. Parayı alınca deniz (seferin)e çıkar. (Parayı miadında göndermek ister,) vapur bulamaz. Bunun üzerine bir odun parçası alır. Odun kütüğünü oyarak içine bin dinar (ile bir mektub) koyup: (Allahım! Sahibine ulaştır, diye) denize atar. Ödünç veren kimse de (medyûn miadında gelir ümidiyle deniz kenarına) çıkmış bulunur. Sahilde bir odun parçasıyle karşılaşır. Odunu, ailesinin evde yakması için alır. -ravi hadisin bakiyesini zikrettikten sonra- müstakriz evinde odun parçasını kesip kırınca bin dinarı bulur, (fıkrasını da rivayet eder).

Abdullah İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan rivayet olunduğuna göre Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: “Bir metaı ba’zınızın bey’ etmesi üzerine diğer ba’zınız bunu beyi’ edemez. Siz, (rükbanın pazara getirdiği) satılık eşyayı da pazara getirilinceye kadar (yolda) karşılayamazsınız!” buyurmuştur.

Mazlumlarin dua oklarini hiç düsündün mü ? Selçuklu Sultani Alaaddin, sehrin kalesini tamamladiginda, Mevlana’nin babasi Bahaüddin Veled’de bitirilen kaleyi görmesini ve bir degerlendirme yapmasini rica eder. Bahaüddin Veled gidip yapilanlari görür ve fikrini söyle ifade eder: “Sel felaketlerini, düsman akinlarini önlemek için fevkalade güzel ve kuvvetli. Fakat senin yönetimindeki mazlumlarin, ezilen insanlarin dua oklarina karsi ne tedbir aldin ? Çünkü onlarin dua oklari, degil yalniz senin kaleni, yüzbinlerce kale burcunu deler geçer ve dünyayi harabeye çevirir. En iyisi sen, adalet ve iyilikten kale burçlari yap ve hayirli dualardan askerler olusturmaya gayret et. Böylesi senin için surlardan daha emindir. Zira halkin ve dünyanin güven ve huzuru o askerlerle saglanir.”

Yine Ebû Hüreyre radiya’llahu anh (sened-i muttasıl ile) Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir: Yedi kimseyi Allahu Teala kendi zıllinden başka zıl olmayan (Kıyamet) gününde kendi zılli altında barındıracaktır: (1) imam-ı adil, (2) Rabbine (taat ve) ibadet içinde perverde olmuş genç, (3) gönlü mescidlere merbut olan kimse, (4) Allah yolunda sevişip buluşmaları da, ayrılmaları da buna müstenid olan iki kimsenin her biri, (5) mansıb ve cemal sahibi bir kadının matlûbu olduğu halde “Ben Allah’dan korkarım” diyerek haramı irtikab etme)yen erkek, (6) infak ettiğinden solundaki haberdar olmayacak kadar ahfa olarak sadaka veren adam, (7) tenhada (lisanen, yahud kalben) Allahu Teala’yı zikredip de gözü (dolup) taşan kişi.

Übade İbn-i Samit radiya’llahu anh’den rivayete göre, Nebi Salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Her kim Allah’a kavuşub görmeğe muhabbet ederse, Allah da ona kavuşub görmesini sever. Her kim de Allah’a mülaki olmayı hoşlanmazsa, Allah da ona mülaki olmayı hoşlanmaz. ‘aişe, yahud Peygamber’in bazı kadınları: Ya Resûla’llah! Biz, ölümü hiç hoşlanmayız, demişlerdi. Resûl-i Ekrem kadınlara: Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil. Belki şöyledir: Mü’mine ölüm hali gelince Allah’ın o kulundan hoşnutluğu, Allah’ın ikram ve ihsanı müjdelenir. Bu müjde üzerine artık mü’min’e önünde (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hallerden sevimli bir şey olamaz. O anda mü’min Allah’a mülaki olmaya muhabbet eder, Allah da mü’min kuluna mülakatı sever. Fakat kafir öyle değildir. Ona ölüm hali hazır olduğunda Allah’ın azabı ve ukubeti müjdelenir. O anda kafire önündeki ölüm gibi, hallerden çirkin bir hal olamaz. Bu sûretle kafir Allah’a mülaki olmayı fena görür, Allah da ona mülaki olmayı fena görür.

Ömer İbn-i Hattab radiya’llahu anh’den rivayete göre, Nebi Salla’llahu aleyhi ve sellem zamanında Abdullah adlı bir kimse vardı. (Halk arasında) hımar (=eşek) lakabiyle anılırdı. Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem’i (ara sıra) güldürürdü. Resûlu’llah da bu adama şarab içtiği için had vurdururdu. Günlerden bir gün Abdullah yine huzûra (kusurlu) getirildi. Resûl-i Ekrem de had vurulmasını emretti. Mecliste bulunanların birisi (Hazret-i Ömer): “Allah’ım! Şu adamı rahmetinden uzak kıl. (diye la’net edib) İçki yüzünden ne de çok divana getiriliyor” dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: “Ya Ömer! (ona la’net etmeyiniz.) Vallahi kesin olarak bildiğim bir şey varsa, o, Allah’ı ve Resûlü’nü sever” buyurdu.

Günahlar nasil dökülür? Bera bin Azip anlatiyor: Bir gün Resulullah Efendimizin (sav) abdest alirken yanina yaklasip selam verdim. Abdestini tamamladiktan sonra selamimi aldi ve elini uzatip benimle musafaha yapti (tokalasti). Ben Resul-i Ekrem’e: -Ya Resulallah, bu Arap olmayanlarin adeti degil midir ? diye sordum. Resulullah bana: ” Müslümanlar birbirleri ile karsilastiklari zaman bu sekilde musafaha ederlerse, günahlari dökülür”, buyurdu.

Yine Enes radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Mükerrem salla’llahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kimde üç şey bulunursa halavet-i imanı tatmış olur. Allah ile Resûlu’llah kendisine mallarından daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek, fakat yalnız Allah için sevmek; (Allah, onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak.

İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan rivayete göre bir kere İbn-i Ömer’e (bir Harici tarafından müslümanlar arasındaki) fitne harbi hakkında re’yin nedir, (bu kıtale niçin iştirak etmiyorsun?) diye soruldu. O da sorana: “Fitne nedir bilir misin? Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem müşriklerle harb ederdi. Müşrikler üzerine harbe girmek bir fitne (ve şirki izale) içindi. Yoksa sizin kitaliniz gibi mülk ve saltanat üzerine açılmış harb değildir.” diye cevab verdi.

İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Ben bir kere kendimi Nebi Salla’llahu aleyhi ve sellem ile beraber -yağmurdan muhafaza ve güneşin hararetinden gölgelendirmek üzere kendi elimle bir ev yapar gördüm. Bu inşa’atta Allah’ın hiç bir mahlûku bana yardım etmemişti.

Yine İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan rivayet olunduğuna göre: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: [her müslüman müslümanın (din) kardeşidir. Müslüman müslümana zulm etmez; müslüman müslümanı (başına gelen musibette) terk etmez de; hangi müslüman ki (müslim) kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetini kaza eder; (müslüman bir kul din kardeşinin yardımında bulundukça Allah da ona yardımda bulunur;) hangi müslüman ki, bir müslümandan dünya darlığını giderip şad ederse, Allah da Kıyamet gününde onun gussasını giderip mesrûr eder. Kim ki müslüman kardeşi (nin dünyada aybı) nı örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter] buyurmuştur.

İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir kere Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem halka hutbe iradına başlayıp Allah’ı, ulûhiyet şanına layık sıfatlarla övdü. Sonra Deccal’i zikrederek şöyle buyurdu: Ben sizi kat’i sûrette o (nun şerri) nden korkuturum. Peygamberlerden hiç bir Nebi yoktur ki, muhakkak o, kavmini (dalalete sevk eden her yalancı) deccaldan tahzir etmiştir. Nûh Peygamber de kavmini tahzir etmiştir. Şimdi ben size bu (mel’ûn ve yabancı zümre) nin hiç bir Peygamberin bilsinler diye kavmine söylemediği (toplu ve farik) bir vasfını söylemek isterim (ki, şudur): deccal a’verdir, kötü kılavuzdur, (insanları iğri yola da’vet eder), Allah ise a’ver değildir, (hadidir, insanları doğru yola irşad buyurur).

İbn-i Abbas radiya’llahu anhuma’dan Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: (Mi’rac’da) bana gece sefer ettirildiğinde ben Mûsa’yı esmer yüzlü, uzun boylu, kıvırcık saçlı (bir tipte) gördüm. Mûsa (uzunluk ve esmerlik cihetiyle) sanki Kahtan adamlarından bir er kişi. isa’yı da gördüm: ne uzun, ne kısa, orta boyda benzi kırmızı ile beyaza mail olup başı, salıverilmiş düz saçlı kişi idi. Allah’ın bana gösterdiği hayrete şayan daha birtakım garibeler arasında Cehennem muhafızı Malik’i ve Deccal’ı da gördüm. Ey mü’min, Peygamberinin Mûsa’ya kavuşmasından şüphede olma!

Mü’mine ikram, affa sebebdir. Hz. Ömer bir gün evinde bir yastiga dayanmis oturuyordu. Iceriye ashaptan Selman-i Farisi girdi. Hz. Ömer, oturmasi icin yastigi ona uzatti. Hz. Selman: -Allah’in Resulü ne kadar dogru söylüyor, dedi. Hz. Ömer: -Ya Eba Abdurrahman ! Nedir o anlatir misin ? -Bir gün Resulallah (sav) Efendimizin huzuruna ciktim. O dayanmakta oldugu yastigi bana uzatti ve ” Selman, evine gelen Müslüman kardesinin altina ikram olarak bir minder uzatan müslümani Allah Teala mutlaka affeder” buyurdu.

Huzeyfe İbni’l-Yeman radiya’llahu anh’den rivayet olunduğuna göre müşarün-ileyh, Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim demiştir: Deccal çıktığı zaman yanında bir su, bir de ateş bulunacaktır. Fakat halkın ateş sandığı soğuk bir sudur. Soğuk su sandığı da yakıcı bir ateştir. Deccal’ın zuhûru zamanında sizden her kim işitirse ateş sûretinde gördüğü tarafta bulunsun!. Çünkü o, tatlı soğuk bir sudur.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den, Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: İbad (u’llah) ın, kendisinde sabaha erdiği hiç bir gün yoktur ki, o günde iki Melek nazil olmasın. Bunların birisi: Ya Rab! Malını infak edene bedelini ver! diye dua eder. Öbirisi de: Ya Rab! İmsak edene (malının) telefini ver, diye bed-dua eyler.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Nas, ezan (okumak) da ve saff-ı evvelde (bulunmakta) ne (bereketler, hayır)lar olduğunu bilseler de (onlara nail olmak için) kur’a atmaktan başka çare bulamasalar kur’a atarlar. (Her namazın) ilk vaktinde (ki cemaatler) de olan (fazilet)i bilseler (onlara yetişmek için) yarış ederler. Yatsı ile sabah (cemaatlerin) deki Eltaf-ı İlahiyyeyi bilseler emekliye emekliye, (yahud sürtüne sürtüne) de olsa onlara gider (terketmez)ler.

Yine Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den bir rivayete göre: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: (Cennet’e ilk giren bir cemaatin yüzleri, ayın on dördüncü gecesindeki sûreti gibi berraktır.) Bunların peşi sıra dahil olanlar da en keskin zıya neşreden yıldızlar gibidir. Ehl-i Cennet’in gönülleri, bir kişinin gönlü (ndeki yekpare iradeye benzer bir fıtrat) üzerine (yaradılmış) tır. Onların aralarında ne ihtilaf vardır, ne husûmet. Ehl-i Cennet’ten her kişi için iki zevce vardır. Bunlardan her birinin baldırı (ndaki kemiği) nin iliği letafetinden dolayı etinin ötesinden görünür. Onlar sabah, akşam Allah’ı tesbih ederler. Ne hasta olurlar, ne de (aksırıp) sümkürürler, hadisin gerisini de zikretmiştir.

Ebû Hüreyre radiyallahu anh’den rivayete göre Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: (Cennet’e ilk giren bir cemaat vardır ki, onların yüzleri, ayın on dördüncü gecesindeki nurlu sûretine benzer. Onlar ağızlarından, burunlarından ve bedeninin sair yerlerinden bir şey çıkarmazlar. Onların Cennet’teki kapları ve tarakları altın (ve gümüş) tendir. (Buhurdanlıklarının) udları, Ûd-i Hindidir. Onların teri misktir. Ehl-i Cennet’ten her birinin iki kadını vardır ki, vücûdünün letafetinden iki baldırı (kemiği) nin iliği etinin üstünden görünür. Ehl-i Cennet’in arasında ne ihtilaf vardır, ne de düşmanlık. Gönülleri (sanki) bir gönül. Onlar sabah, akşam Allah’ı tesbih eder (ek zevk-yab olur) lar.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’in: [Her kim halkın malını ödemek niyetiyle (istikraz eder veya bir muamele sebebiyle) alırsa, Allah o kimseye (dünyada) edasını müyesser kılar. Her kim de halkın malını itlaf etmek kasdiyle alırsa, Allah telef ettirir] buyurduğu rivayet edilmiştir.

Ebû Bekre radiya’llahu anh’den, Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’in: “Medine’ye Mesih Deccal’ın (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O fitne günlerinde Medine’nin yedi kapısı olacak, her kapıda (muhafız) iki Melek bulunacaktır” buyurduğu rivayet edilmiştir.

Evlat acisina sabir. Bir kadin, Risalet penahilerinin huzuruna gelerek: “Ya Resûlallah ! Benim üç çocugum vefat etti. Dua et de cennete gireyim,” dedi. Kadinin bu sözlerini dinleyen Resûlü Ekrem (s.a.v) Efendimiz: “Sen zaten cennette yerini hazirladin,” buyurdular.

Esma’ Bint-i Ebi Bekr radiya’llahu anhuma’dan bana Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: (Ey Esma’!) Kesenin ağzını boğma!, Allah da sana nasibini imsak eder. Bir rivayette: Malını sayıp zaptetme!, Allah da sana nimetlerini sayıp esirger. Bir rivayette de: Sakın çömlekte para saklama! Sonra Allah da senden imsak eder. (Ey Esma’!) Gücün yettiği kadar az olsa da sadaka ver!.

Enes (b. Malik) radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem bir kavmin üzerine bizi gazaya götürdüğü vakitlerde sabah olmadıkca bize hücûm ettirmezdi. (Sabah olunca) beklerdi: Ezan (sesi) işitirse (harpten) vazgeçerdi. Ezan (sesi) işitmezse kendilerine baskın ederdi.

Enes (b. Malik) radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Bilal’e (elfaz-ı) ezanı ikişer ikişer, (elfaz-ı) ikameti de birer birer söylemesi emr olundu. Yalnız kad kameti’s-salatü (lafzı) müstesna (ki onu iki def’a söylemekle me’mûr oldu).

Enes İbn-i Malik radiya’llahu anh’den rivayete göre Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem her zaman: Rabbim – cimrilikten, ağır canlılıktan, erzel-i ömürden kabir azabından, deccalın (ve yalancı insanların) iğfalinden dirim ve ölüm fitnesinden – sana sığınırım, diye dua ederdi.

Enes İbn-i Malik radiya’llahu anh’ten Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: İslam beldelerinden hiç birisi kalmaz ki, onu Deccal (orduları) çiğnememiş olsun; yalnız Mekke ile Medine bu istiladan masûn bulunur. Medine’nin kapı ve medhallerinden hiç birisi bulunmaz ki, orayı saf saf Melekler muhafaza etmemiş bulunsun. Sonra Meleklerin bu sûretle daman ve muhafazasında bulunan medine şehri ahalisi ile beraber üç def’a sarsılır; Medine’de ne kadar kafir ve münafık varsa bunları Cenab-ı Hak Medine haricine atar.

Enes İbn-i Malik radiya’llahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: (bir kere) Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: – (Ey mü’min! Mü’min) kardeşine, ister zalim olsun, ister mazlûm olsun, yardım et! buyurmuştu. Birisi: – Ya Resûla’llah! Şu mazlûm olan kişiye yardım edebiliriz. Fakat o zalime nasıl nusrat ederiz? diye sordu. Resûl-i Ekrem: – Zalimin iki elinin üstünü tutarsın! diye cevab verdi.

Enes (b. Malik) radiya’llahu anh’in: “Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem namazı (hem) icaz, (hem) de ikmal sûretiyle kıldırdı.” dediği (sened-i muttasıl ile) rivayet olunuyor.

Yine Malik b. el-Huveyris (b. Eşyem-i Leysi) diğer rivayette şöyle demiştir: İki kimse seferi niyet ederek Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’in nezdine (vedaa) geldiler. Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem: “Buradan çıktığınızda (her namaz vakti geldikçe) ezan okuyunuz. Sonra ikamet ediniz. Sonra en yaşlınız imam olsun.” buyurdu.

Malik b. el-Huveyris (b. Eşyem-i Leysi) radiya’llahu anhüma’dan: Şöyle demiştir: Kavmimden ben on kişi ile beraber Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’in yanına gelmiştim. Nezd(-i aliler) inde yirmi gün kaldık. (Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem mü’minlere) rahim idi. Rıfk ile mecbûl idi. Ehl ü ıyalimizi özlediğimizi görünce bize: “Haydin (kendi ehlinizin yanına) dönünüz. Yanlarında bulununuz. Onlara (dini) öğretiniz. (Beni nasıl namaz kılar gördünüzse öylece) namaz kılınız. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri size ezan okusun. En yaşlınız da size imam olsun.” buyurdu.

Ebû Zer radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: (Bir kere) bir adamla sövüştük de onu anasından dolayı ayıpladımdı. Nebiyy-i Mükerrem salla’llahu aleyhi ve sellem bana buyurdu ki: Ey Ebû Zer, onu sen anasından dolayı mı ayıplıyorsun? (Demekki) sen, içinde (henüz) Cahiliyyet (ahlakı) kalmış bir kimse imişsin. (Ondan sonra buyurdu ki:) Zir-i destanınız, sizin öyle kardeşlerinizdir ki Allahu Teala onları sizin yed (mülk ve kudret) inize tevdi’ etmiştir. Her kimin eli altında kardeşi bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçleri yetmiyecek (zahmetli) bir iş yüklemeyiniz. Şayed yüklerseniz onlara yardım ediniz.

Ebû Mûse’l-Eş’ari radiya’llahu anh’den rivayete göre Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem Ebû Mûse’l-Eş’ari’yi Yemen’e gönderirken Resûlullah’a Yemen’de yapılan içkiler(in şer’i mahiyetlerin)den sormuştu. Resûlullah da: – Bu içkiler nedir? dedi. Ebû Mûsa da: – Biti’ (denilen baldan ma’mûl içki) ile Mizr (denilen darı, arpa ve mısırdan yapılan içki)dir! diye cevab verdi. Resûl-i Ekrem (umûmi bir düstûr olarak): – Her sekir veren şey haramdır! buyurdu.

Ebû Mûse’l-Eş’ari radiya’llalahu anh’den rivayete göre Resûlullahu salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Erkeklerden çoğu (fazilette) kemale erdi. Halbuki kadınlardan yalnız Fir’avun’in kadını asiye ile İmran’ın kızı Meryem’den başka hiç biri kemale erişemedi. (Ümmetimin kadınlarına karşı) aişe’nin fazileti de tiridin, başka yemeklere karşı fazileti gibidir.

Ebû Mes’ûd-i Ensari radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: (Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem’e) biri gelip: “Ya Resûla’llah, filanca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki adeta namazı terkedecek gibi oluyorum.” dedi. Nebiyy-i Mükerrem salla’llahu aleyhi ve sellem’i hiçbir mev’ızada o günkü kadar gazablı görmedim. Buyurdu ki “Ey nas, sizde tenfir hasleti vardır. (İçinizden) halka namaz kıldıran olursa hafif tutsun. Çünkü (cemaatin) içinde hastası var, zaifi var, iş-güç sahibi olanı var.”

Ebû Mes’ûd (Bedri-i Ensari) radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: (Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’e bir def’a) biri gelip: “Ya Resûla’llah, filanca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki, vallahi sabah namazına gitmekten (adeta) geri kalıyorum.” dedi. Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’i hiçbir mev’ızada o günkü kadar gazablı görmedim. Sonra buyurdu ki: “(Ey nas,) içinizden bazı kimselerde cemaati tenfir (hasleti) vardır. Her hanginiz namaz kıldıracak olursa hafif tutsun. Çünkü (cemaatin) içinde zaif olanı var, yaşlı olanı, iş-güç sahibi olanı var.”

Ebû Katade (Haris b. Rıb’i-i Ensari) radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Çok kere) ben namaza (kıraeti) uzatmak niyyetiyle dururum da (geriden) bir çocuğun ağladığını duyunca anasına meşakkat (ve zahmet) getirmeyeyim diye namazımı kısa keserim.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivayete göre, Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kadın dört (hal ve sıfatı) için nikah olunur: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. (Ey mümin sen bunlardan) dindar olanı ele geçirmeğe bak (eğer dediğim gibi yapmazsan) yoksulluğa düşersin.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu dediği rivayet edilmiştir: Kim ki, uhdesinde (bir din) kardeşinin nefsine, yahud malına tecavüzden mütevellid hakk bulunursa -dinar, dirhem bulunmıyan (kıyamet günü gelmez) den evvel- bu gün (dünya) da mazlumdan o hakkı bağışlamasını istesin!. (İstihlal edilmediği sûrette) zalimin amel-i salihi bulunursa, ondan (kıyamet günü) zalimin zulmü mikdarı alınır (da mazlûma verilir). Eğer zalimin hasenatı bulunmazsa mazlûmun seyyiatından alınıp zalim üzerine yükletilir.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’ten Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in: “Medine’nin kapılarında ve medhallerinde (muhafız) birtakım Melekler vardır. Medine’ye ne Taûn, ne de Deccal giremez” buyurdu, dediği rivayet edilmiştir.

“Herseyin bir zekati vardir. Bedenin zekati da oruçtur.”

“Kim ayrilik yaparsa, bizden (müslümanlardan) degildir.”

“Kulunun tövbe etmesinden dolayi Allahu Teala’nin duydugu memnuniyet, sizden birinin issiz çölde kaybettigi devesini buldugu zamanki sevincinden çok daha fazladir.”

“Iki nimet vardir ki, insanlarin çogu bunlardan habersizdir: Saglik ve bos zamana sahip olmak.”

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den: Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle dua buyurmağa devam, (ve ümmetine ta’lim) ederdi, dediği rivayet edilmiştir: – Ya Rab! Kabir azabından, Cehennem azabından, hayat ibtilasından, ölüm şedaidinden, mesih deccalın fitnesinden sana sığınırım!

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den, Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittiği rivayet edildilmiştir: Bahil ile infak eden cömerdin örneği, (şu) iki kimsenin meseli gibidir ki, bunların eynlerinde, iki göğüslerinden köprücük kemiklerine kadar (vücudlarını kaplayan) demirden cübbeleri vardır. (Bunlardan) münfik ve cömerd olan, sadaka verir vermez o demir zırh, onun bedeni üzerinde genişler, aşağı doğru uzar veya vücûdunu tamamiyle kaplar. Hatta (ayağının) parmaklarını örter. Zırh (ın zeyli) de (yerde sürünüp) sadaka veren kimsenin ayak izlerini siler, giderir. Bahile gelince: o, hiç sadaka vermek istemez, derhal o zırhın bütün halkaları, vücûdun kendilerine muhazi olan noktalarını (şiddetle) sıkar. Bahil de bu sıkan zırhı genişletmeğe çalışır. Fakat muktedir olamaz.

Yine Abdullah İbn-i Ömer’den gelen bir rivayette müşarün-ileyh demiştir ki: hayır, vallahi Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem isa kırmızı (çehrelidir) demedi. Lakin o, şöyle dedi: Ben bir kere uyumuştum. (Rü’yamda) Ka’be’yi tavaf ediyordum. O sırada esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişi gördüm. İki kişi arasında onlara dayanarak ve iki tarafa bocalayarak tavaf edi yordu. Başı (nın saçı) su döküyordu. Yahut su akıtıyordu. (Orada bulunanlara:) Bu kimdir? diye sordum. Meryem-oğlu, dediler. Ona iltifat etmek üzere ilerlediğim sırada bir de kırmızı yüzlü, uzun boylu; başı kıvırcık saçlı; sağ gözü sakat, börtlek; sanki salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi. (Orada bulunanlara:) bu kimdir? diye sordum. Deccal’dır, dediler. Ona benzemek cihetiyle halkın en yakın olanı İbn-i Katan’dır.

Yine Abdullah İbn-i Ömer radiya’llahu anh’den rivayet olunduğuna göre, Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem demiştir ki: Ben bu gece kendimi rü’yamda Ka’be’de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o, esmer insanlardan görülenlerin en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) taranmış ve arınmıştı da baş (ının saç) ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu. (Orada bulunanlara:) bu kimdir? diye sordum. Onlar: bu Meryem’in oğlu Mesih (isa) dır, dediler. Sonra onun arkasında gayetle kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat ve börtlek, gördüğüm insanlar arasında İbn-i Katan’a en çok benzeyen birisini gördüm. Bu da iki elini bir kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu. (Oradakilere) bu kimdir? diye sordum. Onlar: Mesih Deccal’dır, diye cevap verdiler.

Abdullah İbn-i Mes’ûd radiya’llahu anh’ten Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem ile bulunduğumuz sırada Resûlullah’ın şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: Kimin evlenmek külfetine gücü yeterse evlensin! Zira tezevvüc, gözü (haramdan) son derece men’ eder. İffeti de o nisbette muhafaza eyler. Nikah masrafına muktedir olmayan kimse de oruç tutsun: Zira oruç, saim için katı-ı şehvettir.

Osman b. Affan radiya’llahu anh’den: Müşarün-ileyh (bir kere) bir kab (içinde su) iste(yip abdest al)dı. Şöyle ki, ellerinin üzerine üç kere (su) döküp yıkadı. Sonra elini kabın içine sokup ağzını çalkaladı. Ve burnuna su verip yine çıkardı. Sonra yüzünü ve ellerini dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra iki ayağını üç kere topuklarına kadar yıkadı. Ve (nihayet) Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem’in: “Her kim şu abdestim gibi abdest alıp iki rek’at namaz kılar ve bu iki rek’at içinde hatırına (namaz ile münasebeti olmayan) bir şeyi getirmezse. Ne kadar geçmiş günahı varsa mağfûr olur.” buyurduğunu söyledi.

Muğire b. Şu’be radiya’llahu anh’den: Rivayet olunuyor ki, Müşarün-ileyh de Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferde bulunmuş. Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem bir haceti (kaza) için gitmiş. Abdest aldığı zaman suyunu Muğire dökmeğe başlamış. (İşte bu abdestde) yüz ve ellerini yıkamışlar ve başları ile mestleri üzerine mesh buyurmuşlardır.

Cennetlik Kadin. Resulullah Efendimiz söyle buyurmustur: “ALLAH TEALA benden evvel herhangi bir insanin cennete girmesini yasaklamistir. Ancak ben, sagima baktigimda, beni gecmeye calisan bir kadin görürüm. Bu kadinin benimle beraber cennete girmesinin sebebi nedir ? diye sorarim. O zaman bana denir ki: -Bu, gençligi ve güzelligi yerinde bir kadin idi. Fakat yaninda yetimleri bulundugu icin, onlari büyütüp isleri yoluna girinceye kadar sabredip evlenmedi. Onun bu davranisina ALLAH TEALA’nin mükafati böyle olmustur.

Cennete Giremeyecek Olanlar. Ibn-i Ömer (r.a)dan rivayet edildigine göre; Peygamberimiz (s.a.v) söyle buyurdu: “Allah Teala Cenneti yarattigi zaman ona söyle buyurdu: -Izzet ve celalime and olsun ki; insanlardan sekiz sinif vardir ki; sana dahil olmayacaklardir; 1-Devamli sarab(diger içkileri) içen, 2-Zinada israr eden, 3-Deyyus olan(karisini kiskanmayan), 4-Hükümdarlarin kötü icraatlarina alet olan, 5-Erkek oldugu halde kadinlasan, 6-Koguculuk eden, 7-Baskalarina merhamet etmeyen, 8-Allah’a and içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler”

Cabir radiya’llahu anh’ten şöyle rivayet edilmiştir: (Bir kerre) bir A’rabi Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’e gelip İslam üzere arz-ı biat etmişti. Ferdası günü bu adam mahmûm olarak (huzûr-ı Risalet’e) geldi. Ve: – Ya Resûla’llah beni ikale buyurunuz. (Hal-i bedeviyete avdetime müsaade ediniz!) dedi. Resûlullah bu teklifi üç def’a kabulden imtina’ etti. Ve sonra: – Medine şehri demirci körüğü gibidir; temizi alıkor; kiri, pası dışarı atar, buyurdu.
Cabir b. Abdullah (Ensari) radiya’llahu anhüma’dan: Şöyle demiştir: Muaz b. Cebel radiya’llahu anh (her def’a) Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’in arkasında (yatsı) namazını kıldıktan sonra dönüp kavmine (yani Benû Selime’ye o namaz için) imamet ederdi. (Bir def’asında) yatsıyı kıldırdı. Ve Sûre-i Bakare’den (başlayıp) okumağa kalktı. (Cemaatinden) biri ayrıl(ıp namazı yalnız kıl)dı. Muaz (radiya’llahu anh) onun hakkında fena söz söyler gibi oldu. Keyfiyyet Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’e baliğ olunca Muaz’a üç kere: “Fettansın, fettansın, fettansın”, yahud: “Fatin oldun, fatin oldun, fatin oldun” buyurdu. Ve mufassalın evsatından iki sûre ile (kıldırmasını) emretti.

Cabir İbn-i Abdullah radiya’llahu anhüma’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: ben (Tebûk seferinden avdetimde) Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’e geldim. Resûlullah duha vakti (Medine) Mescidi’nde bulunuyordu. Resûlullah bana: Haydi iki rek’at namaz kıl! buyurdu. Benim, Resûlullah uhdesinde (deve bedelinden) matlûbum vardı. Resûlullah bana matlûbumu eda buyurdu; (bir kırat da) ziyade eyledi.

Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivayet olunduğuna göre (bir kere) Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’e (muayyen bir yaşta) matlûbı (olan bir devesi) ni istemek üzere (bedevi ) birisi gelmişti. Ve (bedevilik adeti üzere) talebinde huşûnet göstermişti. Ashab-ı Nebi bu bedeviye (kavlen veya fi’len) haddini bildirmek istemişlerse de Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: – Bu adamı bırakınız (, dokunmayınız!) Her sahib-i hakkın (edeb dairesinde) hakk-ı talebi vardır, buyurmuş, sonra da: – Devesi yaşta bir deve veriniz! di (ye emr et) miş. Ashab-ı Kiram: – Ya Resûlallah! O yaşta deve bulamıyoruz, ancak onun devesinden daha değerli bir yaşta vardır, demişlerdir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: – Bunu veriniz!. Sizin en hayırlınız borç verimi en güzel olanınızdır, buyurmuştur.

Ömer b. el-Hattab radiya’llahu anh’den: Şöyle demiştir: Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem’den işittim, buyuruyordu ki: Ameller (in kıymeti) ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur. Artık nail olacağı bir dünya veya nikah edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş kimse varsa hicreti (Allah’ın ve Resûlünün rızasına değil), sebeb-i hicreti olan şeye müntehidir.

Yine Abdullah İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan rivayet olunduğuna göre, müşarün-ileyh demiştir ki: Bir kimse Nebi salla’llahu aleyhi ve sellem’e bey’ ü şirada daima kendisinin aldatıldığını arz etti. Resûl-i Ekrem buna cevaben: – Sen de bir şey almak istediğinde (İslam dininde) aldatmak yoktur de, buyurdu.

‘aişe radiya’llahu anha’dan rivayete göre şöyle demiştir: Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem’den Biti’ (içkisinin hükmü) sorulmuştu -ki bu Biti’, Yemen halkının içtikleri baldan ma’mûl içki idi- Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem: Sekir veren her içki haramdır, diye cevab verdi.

aişe radiya’llahu anha’dan, Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: Ev kadını, evinin taamından israf etmiyerek (örf ü adete göre ailesine, müsafirlerine) infak ve ikram ettiğinde, bu infak ile me’cûr ve müsab olur. Bu malı kazandığı cihetle de zevci, muhafaza ettiği için hizmetçisi bir o kadar sevab kazanır. Bunlardan bazısının ecr-ü sevabı, öbirlerinin sevabından hiç bir şey eksiltmez.

aişe radiya’llahu anha’dan: Müşarün-ileyhaya Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’in Hane-i Saadetlerinde ne işle meşgûl olduklarını sordular. “Kendi ehl-i beytlerinin hizmetinde bulunurlardı. Namaz vakti gelince namaza çıkarlardı” cevabını vermiş.

aişe radiya’llahu anha’dan, şöyle rivayet edilmiştir: (Bir kere) Nebi aleyhi’s-selam’ın bazı kadınları: – Hangimiz (evvel ölüp de) en çabuk sana kavuşacaktır? diye Resûl-i Ekrem’e sormuşlardı. O da cevaben: – Eli uzun olanınız, buyurmuştu. Bu def’a Peygamber’in kadınları bir kamış endaze alıp kollarını ölçmeğe başladılar. İçlerinden en uzun kollu kadın Sevde (Bint-i Zem’a) idi. Fakat Resûlullah’ın vefatından sonra öğrendik ki, kolu uzun olan kadın, sadakası bol, (eli açık) kadın demek imiş. Ve hakikaten içimizde Sevde, aleyhi’s-salatü ve’s-selam’a ilk iltihak eden kadın oldu. Ve Sevde sadaka vermeği çok severdi.

aişe radiya’llahu anha’dan rivayet olunduğuna göre, Sıddika-i müşarün-ileyha demiştir ki: (Bir kere) Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem: – (ahir zamanda) bir gürûh Ka’be’yi (tahrib) kasd edecektir. Bunlar Beyda mevkiine geldiklerinde başbuğlarından son neferlerine kadar (ortaları da müstesna olmıyarak) yere batırılırlar. (Yalnız muhalefet edip ayrılanlar kurtulup haber verirler) buyurdu. Ben: – Ya Resûla’llah! Bunlar başlarından sonlarına kadar nasıl batırılırlar; halbuki bunların arasında (bey’-u şira ile geçinen) çarşı halkı vardır ki, bunlardan ma’dud değildirler, dedim. Resûl-i Ekrem: – (Evet) bunlar başlarından sonlarına kadar batırılırlar. Sonra bu batanlar (kıyamet gününde) niyetlerine göre ba’s (Haşr-ü Neşr) olunurlar, buyurdu.

(Sened-i muttasıl ile) rivayet olunuyor ki: Ka’b b. Malik (-i Ensari) radiya’llahu anh (Abdullah) b. Ebi Hadred-i Eslemi radiya’llahu anhüma (zimmetin) deki bir alacağını Mescid (-i Şerif) de (hasmının yakasına yapışıp) mutalebe etmiş (Her ikisinin de) Hane-i Saadette olan Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem işitecek derecede sesleri yükselmiş. (Resûl aleyhi’s-salatü ve’s-selam) onlara doğru çıkıp ve Hücre (-i Şerifenin) perdesini aralayıp “Ya Ka’b!” diye nida buyurmuş. (Ka’b): “Lebbeyk ya Resûla’llah.” deyince mübarek elleriyle işaret vererek: “Şu kadarını, yani yarısını alacağından bağışla.” buyurmuş. (Ka’b hemen): “Vallahi bağışladım ya Resûla’llah.” demiş. (Bunun üzerine İbn-i Ebi Hadred’e): “(Şimdi) kalk, öde.” diye emretmiş.

Abdullah İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan Resûlullullah Salla’llahu aleyhi ve sellem’in: “Kim ki dünyada şarab içer de, sonra bu günahından dünyada tövbe etmez (den ölür) se, o kişi ahirette Cennet şarabından mahrûm olur, (içemez)” buyurduğu rivayet olunmuştur.

(Abdullah) İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan: Şöyle der idi: Müslümanlar (Muhacir olarak) Medine’ye geldikleri zaman bir araya toplanıp namaz (vaktin)i gözetlerlerdi. Namaz için nida edilmezdi. Bir gün bu husus hakkında konuşuldu. Bazıları Nasaranın çanı gibi çan kullanılsın, diğer bazıları da çan olmasın da Yahûdilerin nefiri gibi boru olsun dediler. Ömer (radiya’llahu anh): “Öyle amma namaza (halkı) çağırmak için niye bir adam göndermiyorsunuz?” dedi. Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem, bunun üzerine: “Bilal, (haydi) kalk, namaz için nida et (yani ezan oku)” buyurdu.

(Abdullah) İbn-i Ömer radiya’llahu anhüma’dan: Şöyle demiştir: Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem öğlen namazından evvel iki ve ondan sonra (yine) iki, akşam (namazın)dan sonra da Hane-i saadetinde iki rek’at namaz kılardı. Yatsı (namazın)dan sonra (kezalik) Hane-i saadetinde iki rek’at kılardı. Cum’a (namazın)dan sonra ise (Mescid-i Şerif’ten Hane-i saadete) teşrif etmeden (namaz) kılmazdı. Lakin sonra) iki rek’at kılardı.

(Abdu’llah) b. Ömer radiya’llahu anhüma, Nebiyy-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem’in: “Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız. (Evlerinizi) kabirlere çevirmeyiniz.” buyurduklarını (merfûan) rivayet etmiştir.

şeker shell
605 okunma
Cevap bırakın